Bekle Beni İstanbul

Selamlar sevgili okuyucu ailem! Biliyorum biliyorum beni çok özlediniz, inanın bende sizleri çok özledim. Hasretle kucaklaşalım! 🙂 Hasretli gurbetli yazılarla ilerleyen günlerde sarayacağım sizi, şimdi asıl meselemize gelelim, başlıktan da anlayacağınız üzere gezi bloğuyla karşınızdayııım. Uzun zamandır özlediğimiz, upuzun samimi dostlu gezimize kavuştuk. Ama asıl kavuştayımız hiç şüphesiz Ayasofya Camii’ydi. Çok dallandırıp, budaklandırdım değil mi 🙂 Tamam o halde baştan anlatıyorum.

TÜGVA’mızda her cuma sabah namazında memleketimizin farklı camilerinin tadına bakıyor, huzuruna eriyorduk. Başkanımızdan bir Ayasofya sözü almıştık, ekim ayında gerçekleştireceğiz diye. Hepimiz çılgınlar gibi heyecanlıydık, sonunda ekim ayı geldi çattı! Şöyle kısa sürede planladığımız Ayasofya Turumuzu 29 Ekim tatiline denk getirip, düştük yollara… Hepimiz heyecanlıydık evet, storylerden duygusal duygusal İstanbul paylaşımlarımız gerçek olacaktı. İstanbul’un destan olduğu konusunda hem fikiriz değil mi? Vallahi İstanbul’da yaşanır mı bilmiyorum ama sokaklarında, camilerinde nefes alıyorsunuz onu biliyorum… Giresun ve Bulancak TÜGVA olarak biz şöyle 100 gençle 28 Ekim perşembe günü atladık otobüslere. Cuma sabah namazına Ayasofya’da alacaktık soluğu, hayatımın en heyecanlı otobüs yolcuklarından biriydi diyebilirim. Ah bir de otobüsümüzde iki tane doğum günü çocuğu vardı 🙂 Bulancak’tan çıkmadan onlara yolda doğum günü süprizi için pasta almıştık, şöyle gece yarısı ışıklar kapanmış, herkes uyumuşken ”Süürpriiizzzzz” diyecektik. Dedikte! 🙂 Evet bizim ekipte sıradan hareketler bunlar, otobüste de doğum günü kutlamadık demeyiz. Çakallı civarlarında şöyle bir soluklanmak için otobüsümüzün mola verdiğini düşündük, dışarda şöyle ayak üstü sohbeti yapıyorduk ekiple. Meğer otobüslerden bir tanesi arıza yapmış, 2 saate yakın beklemek zorunda kaldık, beklemek mesele değil de, sabah namaza Ayasofya’ya yetişemezsek korkusu başlamıştı, gençlerinde yavaş yavaş gitmiyor muyuz sesleri yükselmeye başlamıştı ki, yeniden koyulduk yola. Uykudan bayılıyor olsam da, şöyle yalnızca yarım saatlik kestirmeyle vardım İstanbul’a. Hava hafiften aydınlanıyor, bizimde yolculuğumuz devam ediyordu. Kaptanlarımıza sürekli ”Abi yetişecek miyiz?” soruları yöneltip duruyorduk… (Evet biliyorum sizde okurken gerildiniz, acaba yetiştiler mi, diye düşünüyorsunuz şu an 🙂 Vaktin çıkmasına tam 3 dakika vardı, otobüsten indik ve Ayasofya’nın avlusuna koşarken buldum kendimi. O an düşünmeden koşuyordum, inanın aklımda hiçbir şey yoktu, bir yandan koşuyor, diğer yandan da İstanbul havasına doyasıya içime çekiyordum. Bu arada buradan bizi Ayasofya’ya yetiştiren kral kaptanlarımıza selam olsun 🙂

Ayasofya’da sabah namazlarımızı eda ettikten sonra artık günümüz başlamıştı. Ayasofya’da bizi TÜGVA Genel Başkanımız Enes Eminoğlu karşıladı, gençlerimizle sohbetin ardından kendilerine veda edip tura başladık. Saat 9’da vapurumuz vardı, sahile inip vapurumuzun gelmesini bekledik, tabii bu arada vapurda bizi bekleyen enfes kahvaltıdan habersizdik. Yol yorgunluğunun üstüne kurulduk vapurda bizler için hazırlanan kahvaltı sofrasına. Kahvaltılarımızı yapıp vapurun üst katından boğaz manzarası eşliğinde 1 saat kadar yolculuk yaptık. Vapur Turundan sonra yeniden İskele ile buluşup Gülhane Parkına doğru yollandık. Hemen ardından rotamızı elbette Topkapı Sarayına çevirdik. Topkapı Sarayını daha önce ziyaret etmiştim ancak bu kez bunca farklı hissedeceğimi tahmin etmemiştim. Genel Merkezimizin bize yönlendirdiği rehber arkadaşın haricinde bizim diğer rehberimiz pek iyiydi. Kendileri TÜGVA sayesinde tanıdığım akrabam TÜGVA Bağcılar İlçe Başkanı Halil İbrahim Başkandı. İstanbul’da gezimizde bize eşlik etti sağ olsun 🙂 Topkapı Sarayının avlusunda yürüdük, odalarında gezdik, sonunda soluğu Has Odada aldık. Özellikle belirtiyorum Has Oda, içerisinde Kutsal Emanetleri barındıran bir oda. Has Odaya girdiğimiz andan itibaren hızlanan kalp atışlarım, dolan gözlerime engel olamadım. (Hatta anlamlandıramadığım şu an bu satırları yazarken de gözlerimin dolması…) Kutsal Emanetler diye adlandırdığımız eşyalar Hz. Peygamber’e, Sahabe Efendilerimize, onun dostlarına ait eşyalardı. Hayatımda manevi anlamda en yüksek hissettiğim anlardan biriydi hatta belki de tekti… Bu arada Kutsal Emanetler Yavuz Sultan Selim tarafından ülkemize getirilmiş. İşte İstanbul, hayallerimin şehrinde yaşadığım en özel histi benim için Has Oda. O an orada benim haricimdeki yüzlerce insan yok olmuştu, ben sadece kalbimin atışları ve o eşyalarla baş başa gibiydim belki ironik gelecek bu okuduklarınız size ama inanın anlatılmaz bir andı 🙂 Topkapı’yı da gezdikten sonra cuma namazına Eyüp Sultan’a yetiştik. Yine bir özel an daha, ilk Cuma Namazımı Eyüp’te Peygamber Efendimizi evinde misafir eden birinin huzurunda kılmak paha biçilmezdi. İnanılmaz bir kalabalığın arasından sıyrılarak en arka safta yerimizi aldık, safta falan derken caminin içinde kıldığımızı sanmayın 🙂 Bayağı sokakta yere şal sererek cuma namazı kıldık. Arkamızdan insanlar gelip, geçiyordu. Güzel hisler, bambaşka duygular… Sabah Ayasofya’da edemeyip içimde kalan tüm dualarımı döküldüm Eyüp Sultanda… Sabah Namazını Ayasofya’da, Cuma namazını Eyüp’te kılmışım gerçi, daha ne isterim değil mi 🙂 Sonrasında TÜGVA Genel Merkezimizi ziyaret ederek, tam şuraya bırakacağım mükemmell fotoğraf karesini çekildik. Gezimizin en keyif aldığım güzergahlarından biriydi Genel Merkezimizi ziyaret. Sonrasında şöyle efsane bir tepeye Çamlıca Camisine gittik. Tek kelimeyle büyüleyici! Bu kadar güzel bir yapıt olamaz doğrusu. Gerçekten bakanın bir daha bakası geliyor Çamlıca’ya. Bir Çamlıca’ya bakıyorsunzu bir de onun gözünden İstanbul’a. Hakikaten insanın içini açıyor, bir de tabii Çamlıca’nın rüzgarıyla başbaşasınız. Bu detayı es geçemeyeceğim 🙂 Çamlıca’da da bizleri karşılayan TÜGVA Kadıköy Başkanımıza burdan teşekkürleri sunuyorum, o şahane yapının sırlarında bize aralanan kapının anahtarını verdi elimize. Destan şehir, destan yapılar. Anlatmaya kelimelerim yetmiyor inanın. Biz bu destanı şöyle minicik 1 güne sığdırmaya çalıştık, becerebildiysek ne ala… Tüm bu organizelerde bizlere destek olan kahramanlarımıza da sonsuz teşekkürlerimi ve saygılarımı bildiriyorum. Niceleri, hep sizinle olsun canım ekip!

Bu Fıtı Fıtı yolculukta teşekkür ettiğim kıymetli insanların haricinde bir de yol arkadaşım, bebeğim sana da teşekkür ediyorum, iyi bir yoldaşsın, daha çok yollar gideceğiz 🙂

Evvettt! İstanbul’a ilk ayak bastığımda da söylediğim gibi ”Bekle beni İstanbul, yine geleceğim!”

Click to rate this post!
[Total: 0 Average: 0]