Kültürel Formların Düşüşü ve İslami Yaşantının Sekülerleşmesi Makale Özeti

Kültürel Formların Düşüşü ve İslami Yaşantının Sekülerleşmesi, Selefi Akım ve Modernist Söylemin Dindarlığı Dönüştürücü Etkisi, Prof. Dr. Saffet KÖSE Hocamızın makalesini ele almaya çalışacağız inşallah.

Günümüzde yaşanan iki tane problemden bahsedeceğiz. Birinci problem, saf İslam’ı yeniden gündeme getirip, şirk ve bid’atlerden kurtarma fikriyle hareket eden Modern Selefilerdir. Öyle ki sahih ve saf İslam derken dinimizdeki bütün o güzelliği, ahengi kaybertmişlerdir. Şirk ve bid’at takıntısı öne sürerek kupkuru, baskıcı bir din ortaya sunuyorlar. Bir diğer problem ise, İslam’ın ilk kaynağı Kur’an-ı Kerim’i ikinci kaynağı olan sünnetleri modern, seküler düşünce yapılarıyla bağdaştırmaya çalışan Modernist düşüncedir. Modernlik ifadesi zaten bakıldığında biraz problemli bir fikirdir. Bu fikri din, kitap, İslamla bağdaştırmaya çalışınca daha büyük ortaya çıkmaktadır. Selefi akım, saf dindarlık anlaşıyla sünnetleri, modernist akım ise Kur’an’ı esas almaktadır. Bu iki akımında aslında iyi şeyler ortaya çıkarmaya çalışırken, farklı sorunlar ortaya çıkardığını görüyoruz. 

Modernist ve Selefi akımlarında ”Özden Uzaklaşma” durumu söz konusudur. Günümüz seküler düşünce yapısıyla beraber özden, gelenekten kopukluklar yaşanır. Selefi söyleme göre, Hz. Peygamber’de sonra gelen uygulamaların hepsi bid’at olarak kabul edilmiştir ancak bu elbette ki mümkün değildir. Mesela  buna ezanı örnek verebiliriz, ezan başlangıçta sadece iç ezan şeklinde içerde okunurken, mescitlerin, toplumun genişlemesiyle dışarıda da okunmaya başlamış, günümüzdeki şeklini almıştır. Bunun gibi bid’at bağlamında değerlendirilmeyecek birçok örnek vardır. 

Biraz da saf dindarlık olgusundan bahsetmek istiyorum. Bakıldığında mantıklı gibi görünen ancak hiçbir doluluğu olmayan bir söylemdir. Çünkü saf din diye bir şey yoktur. Kültür, gelenek, toplum, dinden bağımsız kavramlar değillerdir. Din, kültür ile yoğunlaşır. Zira kültür, bir toplumun sahip olduğu maddi ve manevi kıymetlerden teşekkül eden bir bütün demektir. Din de topluma aittir.

İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun güzel bir sözünü aktaralım: ”Köksüzler baş aşağı dikilen ağaca benzer, hiç yeşeremezler, oldukları gibi kalırlar. Köksüzler mutlaka parazit olurlar.” 

Buradan da anladığımız gibi saf din değil, köklü, kültürlü din önemlidir. Saf din, insansız din demektir aslında. İnsan olmazsa dinin ne hükmü kalır sonra? Mesela dilimizde bile dine dair kavramlar vardır, kültür haline gelmiş, hayırlı sabahlar, hayırlı işler, hayırlı kazançlar vs. 

Velhasıl-ı kelam dünyamızda yaşanan bu olumsuzluklara, savaşlara, huzursuzluklara rağmen sahip çıkmamız gereken, bizim sorumluluğumuzda olan şeyler var. Bugün dinimize, ilmimize sımsıkı sarılmalıyız. Dinden değilmiş gibi gösterilmeye çalışılan, bid’at olarak anlatılan, ortaya bomboş, maneviyatsız gelecekte insansız, yalnız bırakılmaya çalışılan bir din vardır. 

Hani Yunus diyor ya: ” Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim.” 

Anadolu’muzun temelleri bunlar üstüne bina edilmiştir. Gönüllerimizin kaynaşması, muhabbetimizin, samimiyetimizin baki kalması duasıyla… 

http://isamveri.org/pdfdrg/D02533/2020_35/2020_35_KOSES.pdf

2020-21 Lisans Güz Dönemi 

Click to rate this post!
[Total: 3 Average: 5]